17 Haziran 2009

Tren Yolculuğu

Sesli Dinlemek İçin Aşağıdakı Çal Düğmesine Basınız.

Geç kalma endişesi bedenini sarar. Oysa evi ile gar arası yürüyerek 5 dakikadır. Trenin kalkmasına da bir saat vardır. "Orada, yaramazlık yok! Babaannenizi, dedenizi üzmeyeceksiniz! Anlaştık mı?" diyerek son kez uyarır iki oğlunu.

Gidecekleri yer şirin bir Anadolu kasabasıdır. Çocukların gönüllerince oyun oynayabileceği dedelerinin evinin bahçesinde, kuzular, tavuklar, meyve ağaçları vardır.

Okullar yarı dönem tatilindedir. İlkokul birinci sınıf öğrencisidir ikizleri. Bu tatili ailecek geçirmeyi ne çok arzulamıştı genç kadın. Ancak, kocasının çalıştığı banka teftişteydi. Sürekli mesaiye kalıyordu. Kocası da istemişti onlarla gitmeyi. Ama iş hayatı bu. Herşey arzulara göre olmuyordu.

İkizleriyle gara gelen genç kadın hemen trene biner. Yolcular yerlerini almaya başlar. Çocuklar pencereye doğru oturur. Yarım saat sonra tren hareket eder. Yaptığı kurabiyeleri torbadan çıkarırken, birinin bakışlarını üzerinde hisseser. Başını çevirir, çapraz koltukta oturan, takım elbiseli, dizlerinin üstünde siyah bir çanta olan 35-40 yaşlarında yabancı bir adamla göz göze gelir. "Acaba beni tanıyor mu? Yoksa birine mi benzetti? diye düşünür". Adam gözlerini kırpmaksızın sürekli ona bakmaktadır. Ne bir laf eder ne de bir söz. Genç kadın bakışlardan çok rahatsız olur. Başını pencereye doğru çevirir. Camdan yabancının kendisine bakmaya devam ettiğini görür." Yolculuk hayırlısıyla bir bitse" diye içinden geçirir".

Tren kasaba istasyonuna varır. Kayınpederi peronda onları beklemektedir. Çocuklar dedelerine özlemle sarılırlar.

Yabancı inmez, vagonda kalır. Pencereyi açar, tren istasyondan uzaklaşıncaya kadar camdan sarkarak ona bakmaya devam eder. Genç kadın " Kurtuldum" diye düşünür, derin bir "oh" çeker.

Çocuklar kasabada mutludur. Bahçede oynamışlar, tavukları yemlemişler, kuzuları sevmişlerdir.

Eğlenceli güzel günler çabuk biter. Eve dönüş zamanı gelir. Onları uğurlamak için istasyona gelen dedelerine veda ederken, ikizler ağlamaklı el sallar. Tren kompartımanına oturdukları an, genç kadın O yabancının orada olduğunu fark eder. Üzerinde aynı kıyafet ve çanta vardır. Sanki dönüş için sözleşmişlerdir. "Böyle aksi tesadüf olur mu?" diye düşünür. Yer değiştirmeye karar verir. Çocuklarıyla başka vagona ilerler. Adam da yerinden kalkar arkalarından gider. Onların oturduğu vagondaki yerin karşı çaprazında kendine yer bulur. Yine kadına bakmaktadır. Gözünü bir saniye bile ayırmaz. Bu bakışlar altında canı iyice sıkılr. "Kimsin? Neyin nesisin? Neden bakıyorsun? Ya da biriyle mi karıştırıyorsun? diye de soramaz. Sorarsa, adamın bunu fırsat bilerek belki onunla konuşmak isteyeceğini düşünür. Buna meydan vermemek için yabancının bakışlarını görmezden, davranışlarını anlamazdan gelir. Sürekli cama doğru bakmaktan ve dışarı izlemekten boynu ağrımıştır. Dönüş yolu bu sıkıntıyla uzar da uzar sanki.

Tren şehre varır, istasyonda inerler. Hava kararmaya başlamıştır.
-Çocuklar, çabuk olun! Babanızdan önce eve varalım. Ona sürpriz yapalım der.
Adımlarını hızlandırırlar. Birden ayak sesleri duyar. Takip ediliyormuş duygusuna kapılır. Başını çevirip gözucuyla arkaya bakar. "Aman ! O da Ne! Trendeki adam!" "Haydi! Hızlanın" der çocuklarına. Evlerinin bulunduğu sokağa dönerler. Adam da arkalarından gelmektedir. Neden takip ettiğini anlamaz. Başa dert midir? Nedir? Sinirleri iyice bozulur. Eve yaklaştıkça içine garip bir korku yayılır. Kalbi hızla atmaktadır. Ya bu adam, apartmana girerse, bizimle asansöre binerse, ne olur diye endişelenmeye başlar. Ondan kurtulmak için bir şeyler yapmalıdır. Ama ne? Apartmanlarının iki girişi olduğu aklına gelir. Arka taraftaki pek farkedilmemektedir. Önünde, gövdesi kalın bir ağaç vardır. İki apartman arasından geçip ağacın arkasındaki kapıdan içeri süzülürcesine girerler. Ancak adam, o karanlıkta onların hangi tarafa gittiklerini, nereye girdiklerini farkedememiştir.

Heyecan içinde eve gelen genç kadınının dizlerinin bağı çözülmüştür adeta. Derince nefes alır, kendini toparlar. Çocukların elini yüzünü yıkar. Bir ara camın perdesini hafif aralar. Adamı, sokakta apartmanların pencerelerine ve balkonlara bakarken görür. Sanki onun nerede olduğunu anlamaya çalışmaktadır.

Bir süre sonra kapı açılır. Çocuklar sevinç bağırışlarıyla eve gelen babalarına sarılırlar. Genç kadın ve kocası birbirlerini özlemiştir. Sevgi dolu sözlerle günlerin nasıl geçtiğini anlatarak hasret giderirler.

Kısa bir zaman geçer. Cam kenarından dışarı bakan kadın yabancının, hala kaldırımda durduğunu görür. Yatma vaktine doğru adam artık orada yoktur.

Aradan aylar geçer. Genç kadın bu yabancıyla bir daha hiç mi hiç karşılaşmaz. O tren yolculuğunu ve sıkntılı anları unutmuş gibidir.

Bir hafta sonu arkadaşlarını yemeğe davet ederler. Sohbet sırasında, benzer olay anlatır gelenlerden biri. Onlar gittikten sonra, kadın trendeki adamdan ve yaşadıklarından kocasına söz eder. Onun tepki gösterip sinirleneceğini aklına bile getirmez.
-Hayatım! Neden bana o an anlatmadın? O herifi yakalayıp ağzını burnunu güzelce dağıtsaydım! İki gözünü morartsaydım! Bacaklarını kırsaydım! der.
-Elinden kaza çıkar diye korkudan söyleyemedim. Üstelik adam bana bir laf bile etmedi. Neden karıma baktın? Neden takip ettin? diye sorsaydın. O da inkar etseydi. Öfkelenip dövüşseydiniz, iyi mi olurdu? Sana kötü birşey olsaydı kahrolurdum. Ancak, diğer günler, O yabancı karşıma çıksaydı aynı şekilde davransaydı, zaten sana söyleyecektim, der genç kadın.

Sinirlenen koca karısının konuşmalarını dinlemez .Öfkesi burnunda söylenmeye devam eder,
-Kimdir bu adam? Seni tanımayan biri, niçin buralara kadar arkandan gelsin ki?
Genç kadın şaşkınlıkla "Anlamadım ne demek istediğini?" diye sorar.
-Trende, kimbilir sen de nasıl bakmışsındır o herife? Hııı? Evet.. evet.. O kopuk senden bir hareket gördü ki takip etti.
-Bana inanmıyor musun? Sözlerinle bana güvenmediğini mi ima ediyorsun? Yazıklar olsun!. Sana olayı anlatmakla hata mı ettim acaba? Seni seven karına yani bana bunları nasıl söylüyorsun? derken gözleri dolar.
Kocası, ağzından çıkanları duymaz. Kıskançlık krizine girmiştir adeta. "Sen de bakmışsındır o ite" diyerek sesini yükseltir.

Genç kadın söylenenleri daha fazla duymak istemez. Odasına kapanır. Hıçkırıklarla ağlar. Canı gibi sevdiği kocasının ağzından çıkan haketmediği kelimeler yüreğini acıtır. İncinir ve gücenir. Günlerce gözüne uyku girmez.

Kalbinde derin bir yara olarak kalan bu olaydan sonra, Genç kadın kocasına hiç bir konuda ne olursa olsun birşey anlatmamaya karar verir. O günden beri eşine asla birşey söylemez.

Üzerinden çok yıl geçmesine rağmen kocasına o olayı anlatmakla doğru yapıp yapmadığını hala sorgulamaktadır. Eşinin davranışları mazur görülebilir miydi? Ya da incitmeden uygun sözlerle tepkisini dile getirebilir miydi? Kendi yerinde bir başkası olsa nasıl davranır ne yapardı?

Hala bu soruların yanıtlarını bilemez. Bildiği tek şey ise gönül kırıklığıdır.